Aşk Kokulu Şehirler Paris, Venedik ve Roma

Aşkın dünyadaki başkenti Paris

Aşk denildiğinde dünya üzerinde akla gelen ilk şehir, Paris. Tarihi 2.000 yıl öncesine dayanan bu kent, Seine Nehri’nin iki yakasına kurulu ve iki yaka birbirine, nehrin üzerinde bulunan yaklaşık 30 köprüyle bağlanıyor. Aşkın başkenti olarak anılan Paris’te, simge yapı olan Eyfel Kulesi’nden şehre bakarken, romantizm rüzgârınızı hissetmemek mümkün değil. Eyfel Kulesi’nden tüm şehri ayaklarınızın altına seren bir manzarayla karşı karşıya kalıyorsunuz. Paris, hayat dolu bir kent ve kültürel dokusuyla da öne çıkıyor. Aynı zamanda dünyanın en önemli turistik kentlerinden biri… Eyfel Kulesi’nden sonra Paris denildiğinde akla gelen en ünlü yapı ise elbette Louvre Müzesi. Mona Lisa, Venüs de Milo gibi birçok başyapıta ev sahipliği yapan Louvre’u görmeden Paris’ten dönmemenizi tavsiye ediyoruz. Şehrin en büyük sarayı, ihtişamıyla göz dolduran ve insanı büyüleyen Versailles Sarayı. 90 hektarlık bir alanda konumlanan ve 1300 odası bulunan saray, özellikle bahçeleriyle ünlü. Odaları, dekorasyonu ve heykelleriyle de aklınızda önemli izler bırakacak bir mekân olduğunu söylemeliyiz. İhtişamıyla büyüleyen gotik akım eseri Notre Dame Katedrali ise şehirde görülmesi gereken bir diğer önemli mimari yapı. Bu katedrali, Victor Hugo’nun yazdığı Notre Dame’in Kamburu romanından ve elbette filminden hatırlayacaksınız. Quasimodo ile Esmeralda’nın hikâyesini bir de gerçek mekânında anımsamak, size ayrı bir tat verecek. Kutsanmış kalp anlamını taşıyan Sacre Coeur Kilisesi ise süslemeleri ve farklı mimarisiyle şehirde göze çarpan eserlerden biri. Paris yemek kültürüyle de öne çıkan bir şehir. Kahvaltıdan akşam yemeğine kadar pek çok farklı lezzet sunan kafeler, oldukça meşhur ve rağbet görüyorlar. Bu kafelerde keyifli vakit geçirmenin yanında hem çok özel lezzetler tadabilir hem de farklı kahve çeşitlerini deneyebilirsiniz. Paris, dünyanın en gelişmiş metro ağına sahip şehirlerinden biri. Yaya olarak da dolaşılması oldukça keyifli olan şehirde, böylelikle geniş caddeleri, park ve bahçeleri, mimari eserleri ve heykelleri gözden kaçırmamış oluyorsunuz.

Kanallar şehri Venedik

Kanalları, gondolları ve maskeleriyle ünlü Venedik, akıllarda özellikle aşıkların gondol gezileriyle yer ediyor. İtalya’ya bağlı ve Adriyatik Denizi’nde yer alan Venedik, karaya 4 kilometre uzunluğundaki kara ve demiryolu köprüsüyle bağlı ve 118 adacık üzerine kurulu. Adaları birbirinden ayıran 170 kanal ve birbirine bağlayan 400 köprüyle dünya üzerinde görülmesi gereken en farklı ve romantik kentlerden biri aynı zamanda. Venedik’te insan yerleşiminin M.Ö. 5. ve 6. yüzyıllara dayandığı biliniyor ve kentin tarih boyunca pek çok önemli olaya sahne olduğu söyleniyor. Şehir hayatının Bizans döneminde başladığı söylenen Venedik, köklü tarihi boyunca Avrupa’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri olmuş. Bugün ise dünyanın her yerinden ziyaretçi akınına uğrayan en önemli turizm kentlerinden biri. Bütün taşımacılığın su yolları ve kanallardan yapıldığı Venedik, Avrupa’nın motorlu kara taşıtlarına izin verilmeyen tek büyük kenti. Venedik’i bir gondola binip keşfe çıkmalısınız. Yaşayacağınız bu deneyim, hayatınızdaki en güzel ve farklı bir deneyimlerden biri olacak. Ardından da şehrin kalbinin attığı San Marco Meydanı’nda soluklanmayı ihmal etmeyin. Her yıl Şubat ayında bu meydanda renkli bir karnaval düzenleniyor. Rengârenk kostümlerle dolaşan insanlar, farklı maskeler takıyor. Siz de mutlaka bir maske alın ve bu karnavalın coşkusunu yaşayın. Ayrıca Venedik’te sizi, İtalyan Mutfağı’nın en lezzetli yemekleri bekliyor olacak. San Marco Meydanı’ndaki bir kafeye oturup içeceğiniz sıcacık ‘cappucino’nun tadı da damağınızda kalacak.

Bir gün dönmek üzere, Roma

İtalya’nın başkenti olan Roma, zengin tarihiyle dünyanın dört bir tarafından ziyaretçi akınına uğruyor. Kent, 2.800 yıllık tarihinde farklı medeniyetlerin izlerini taşıyarak sizleri çok farklı bir kültürel yolculuğa çıkarıyor. Aynı zamanda bir romantizm şehri olarak da anılıyor. Eski ve yeni şehir olarak ayrılan Roma’da eski şehri mutlaka yürüyerek keşfe çıkmalı, İspanyol Merdivenleri’nin bulunduğu meydanı görmelisiniz. Yine eski şehirdeki kafe ve restoranlarda hem gerçek pizza lezzetine varmalı hem de Roma dondurması olan meşhur ‘gelato’lardan tatmalısınız. Şehirde yürüyerek dolaşırken her yapıda yer alan oymalar ve heykellerden başınızı yere indirme fırsatı bulamayabilirsiniz. Roma’nın arkeolojik zenginliklerinin büyük bölümü, üzerinde eski şehrin kurulduğu “yedi tepe”de yer alıyor. Roma da İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş bir şehir. Çok büyük imparatorlukların başkentleri olan bu iki şehir, pek çok yönden benzerlikler taşıyor. Roma’nın simgesi, elbette Coloseum. Bu nedenle burayı görmeden dönmemenizi tavsiye ediyoruz. Gladyatörlerle anılan Coloseum, Forum’un hemen yanında bulunuyor. 1. yüzyılda, Flaviano Amfitiyatrosu olarak bilindiği dönemde, at yarışları, erkeklerin hayvanlara karşı veya gladyatörlerin kendileri arasında yaptıkları dövüşleri seyretmek için  50.000’den fazla Romalı burada toplanıyordu. Tabi romantizmden bahsettiğimiz için Roma’daki Aşk Çeşmesi’ne de değinmemiz gerekiyor. Roma’nın en meşhur ve en sevilen yerlerinden birisi olan Fontana di Trevi’ye (Aşk Çeşmesi) sırtı dönük haldeyken iki bozuk para atan ziyaretçilerin, kente bir gün tekrar geri dönecekleri söyleniyor. Bu, her ne kadar bir şehir efsanesi olsa da insanda farklı bir etki bırakıyor. Pantheon, Roma’nın en ünlü ve en iyi korunmuş anıtlarından biri. Hadrianus tarafından yeniden inşa edilen anıt, daha sonraları kiliseye dönüştürülmüş. Bugün, Roma’nın en güzel meydanlarından birisinde bulunan Pantheon, İtalya’nın ünlü krallarının yanı sıra Rafaello’nun mezarına da ev sahipliği yapıyor. San Pietro Bazilikası ise dünyanın en büyük ve en meşhur kilisesi… İnşaatı yaklaşık olarak 125 yıl sürmüş. Kilisede Michelangelo’yu meşhur eden Pieta Heykeli’ni de ziyaret ettikten sonra, kubbeye çıkarak Roma’yı bir de yukarıdan seyretmeden dönmeyin.

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş